|
ADSIZ ziyaretçimizin yazısı
--Merabalar www.darili.com uzun zaman oldu seninle hasbihal
etmeyeli, sana gelemesem de, sana yazamasam da aşığın “kalpten kalbe bir yol
vardır görülmez, gönülden gönüle gider yol gizli gizli” dediği gibi, kalbimiz ve gönlümüz hep sana akar dil
gizli gizli. Bugün yine eski fotoğrafları tıklattım
ve henüz okulla tanışmadığım yıllarda, okul bahçesinde çekilmiş siyah-beyaz
fotoğraftaki abi ve ablalarımı tanımaya çalıştım. Bu
çaba içerisinde pek çok hatıralarımda sanki yeni yaşanmış gibi canlandı
belleğimde. Neden çocukluğa ait her hatıra, her olay akıllarda canlılığını uzun
süre koruyor, o yaşlarda her şeyi safiyane ve temiz
düşündüğümüz için mi? Kalp temiz, dimağ temiz, ruh temiz ondan mı acaba?
Karşılık beklemeden çıkar düşünmeden yaşadığımız için mi? Okulla ilk tanışmam abimlerle okul bahçesindeki erikleri toplarken olmuştu,
okula gitmediğim için de hakkım olmadığını düşünmüştüm o zamanlarda. Okula yeni
öğrenci kaydı yapmak için gelen öğretmenin yedi yaşına gelenleri kayıt
yapıyoruz demesiyle hissettiğim sevinç, şu an yaşamışım gibi taze zihnimde,
kayıt yapılınca artık o erikleri yemeye yasal hak kazandığımı düşünmüştüm,
şimdi çok komik geliyor değilmi www.darili.com. Okula
kayıt yapıldıktan kısa süre sonra siyah önlük üzerine taktığım beyaz yaka ile
sanki zafer kazanmış komutan edasıyla okul yolunda yürüdüğümün tatlı hatırası
kaldı şimdi. O zaman kim bilebilirdi ki, yıllar içinde önlüğümün ve saçlarımın
okul yakası gibi beyazlaşacağını. Okula başlamadaki o heyecan ve sevinç hala
tüm canlılığını koruyor hafızamda. Okulların açıldığı gün iki derslikli okulun
dersliği büyük olanında yerlerimizi almıştık ama anlayamadığım bir şeyler
vardı, abim benden önce başlamıştı okula ama aynı
sınıftaydık, hele hele ablamında
aynı derslikte olması şaşkınlığımı iyice artırmıştı. Hepimiz hem kardeşiz hem
aynı derslikteyiz ama her birimiz üç sıra halinde hizalanmış sıraların her
birinde oturuyorduk, neden aynı sırada ve yan yana değil? önce
bir anlam veremedim, ama öğretmenin; bahçeye bakan tarafta cam kenarındaki
sıraya birinci sınıflar oturacak, orta sıraya ikinci sınıflar ve en sağ sırayada üçüncü sınıflar oturacak demesiyle kafamdaki
problemi çözmüştüm. Üç sınıf aynı derslikte okula devam edecektik. Daha sonraki
yıllarda her yıl sınıfı geçmeme rağmen kariyerim aynı derslikte sadece yarım
metre yer değiştiriyordu. Öğretmenin ders anlatırken, çocuklar şimdi dersi
ikinci sınıflara anlatıyorum birler ve üçler kendi derslerine çalışsınlar beni
sadece ikiler dinlesin uyarılarınıda tüm tazeliğiyle
hatırlıyorum şimdi. Birkaç hafta okula devem ettikten sonra her geçen gün tenefüsler derslerden daha zevkli hale geliyordu gelmesine
ama ters bir durum var gibiydi bana göre. Dersler yarım saat tenefüsler on dakika, Sormuştum kendi kendime neden dersler
uzunda tenefüsler kısa? aslında
tersi olmalıydı diye düşünmüştüm, dersler on dakika tenefüsler
yarım saat olmalıydı. Günün birinde yetkili olduğumda bu inkilabı
gerçekleştirmeyi hedeflemiştim o zamanlar. Dersliklerin o havası ve
yaşadıklarım hala hatıralarımı süslüyor, kurşun kalem ve silgilerin kokusu hala
burnumda, kalem açacağının (kalemtraş) kullanırken
çıkardığı ses de kulaklarımda hala. Haşlanmış kurufasulyelerden
harfleri tuturmaya çalışmamızı ve kendi çabamızla abakus yapışımızı da hatırlıyormusun
www.darili.com. Okulda kantin yoktu tenefüslerde bir
şeyler yemek ve içmek fırsatımız yoktu ama dersten sıkılınca tuvalet bahanemiz
çok olurdu. Elektriğin olmadığı yıllarda akşamları gaz lambasının kendine has
aydınlığında, bir metre çapında ekmek tahtası üzerinde dört kardeş ders
çalıştığımızı, çalışmaktan sıkıldığımızda da oyun çıkarmak için- ya da kavga
çıkarmak için- oflayıp, püfleyip lambayı söndürdüğümüzü de unutmadım hala.
Okula gitmenin heyecanıyla farkında olmadan mevsimlerde çabuk değişiyordu ve
hava şartlarıda zorlaşıyordu, kış mevsimi iyiden
iyiye kendini hissettiriyordu. Küresel ısınmanın henüz gündemleri meşgul
etmediği zaman olacak ki yağan kar’ın çokluğu evlerin yüksekliğine ulaşırdı.
Okula gitmekte bu şartlarda haliyle zorlaşırdı, zordu ama şimdiki kadar da zor
değildi, okul servisi yoktu, trafik yoktu, trafik kazası yoktu o zamanlar, kar
yağdı diye okul da tatil olmazdı, olmazdı olmasına ama,
hadi kar neyse okul yolunda demirayakların(-yiğit
lakabıyla anılır-) köpeğine, zaten çok az olan etimden bir parça koparttırmadan
geçmeye çalışmanın da tatlı hatırası kaldı şimdi. Kış mevsimi gelirde kızak
yapmadan, kaymadan yaşanırmı hiç, dünyanın ünlü kayak
pistlerine taş çıkartacak ziraat’ın kuzey cephesindeki buz tutmuş kar
tabakasının üzerinde sınırsız kayak alanını kaç kez çıkıp kayarak inmişizdir kimbilir. Elektrik yok, televizyon,
bilgisayar, internet cafe yok, e-maille haberleşmek
yok, messenger yok, chat
yok, sinema, telefon, cep telefonu, atari ve tetris
yoktu o zamanlar, sadece pilli radyolar vardı, dünya çok büyüktü yani, arkadaşlarla
buluşmak için cepten mesaj yazamazdık, parolalı ıslıktan sonra oyuna katılmak
isteyen herkes çeşmenin başına gelirdi zaten, kontörsüz mesaj, yani elektronik
yoktu elektromanyetik radyasyon da yoktu, aldığımız doğal radyasyonun zararlı
etkisini de azaltmak için bilmeden çok-çok yoğurt yerdik o zamanlar. Çocuk
parkı, luna park yoktu, çarpışan otolar yoktu, dönme
dolap yoktu “tatilya” yoktu, bisikletimiz bile yoktu,
ama kendi hayal dünyamızda kurup gerçekleştirdiğimiz oyunlar vardı. Rulmandan (bilyalı teker) yaptığımız tornet-kay kay-vardı, yine küçük
rulmanları kullanarak tahtadan yaptığımız ve adını koymadığımız modelin, yıllar
sonra metalden yapılmış şeklinin karşımıza skooter
olarak çıktığı oyuncağımız vardı. Patent alma yasasını bilmiyorduk o zamanlar,
Emin ol ki www.darili.com dünyada ilk skooter darılıda yapılmıştır. Okul bahçesinde iki dönümlük
alanda (iki bin metrekare) çelik-çomak oynarken, çomağı en uzağa atıp sonrada
kaleye olan uzaklığını saymak için aynı alanda minicik adımlarımızla yaptığımız
kilometrelerce yolun hatırası var şimdi. Eski lastiklerden çıkarttığımız
fitilleri sopanın ucuna bağlayıp kırbaç yaptıktan sonra topaç-vızık- çevirirken çıkan vızırtı
sesini de unutmadım hala. Saklambaç, yakan top, futbol, güvercin taklası vardı
oyunlarımızda. Yüzme havuzu ve Aqua park yoktu o
zamanlar ama derinöz vardı, patılayan
vardı, yüzme öğrendiğimiz doğal havuz ve doyasıya eğlendiğimiz çamurlu
kaydırak. Küçük çocuklar içinde anadan doğma yüzülen çeşmenin havuzu vardı. Yıl sonu müsamereleri, mezuniyet yemekleri yoktu o zamanlar,
ama okul bahçesinde düzenlenen milli bayramlarımızda hissettiğimiz heyecan
vardı www.darili.com. gözü
kapalı yoğurt yeme yarışmasından yoğurt banyosu yapmış olarak çıkmanın
komikliğini düşünebiliyormusun, ya kahkahalarla izlediğimiz
çuvalda yürüme yarışmasını. İlk sinema filmini de siyah perdelerle camları
kapattığımız büyük derslikte izlemiştik, ne yazık ki filmi hatırlamıyorum. Dersane, hazırlık kursları, özel ders alma, özel hoca, özel
okul, deneme sınavları, derslerde quiz de yoktu o
zamanlar öyle değilmi www.darili.com, sende bir
şeyler söylesene hep dinliyorsun olmuyor ama www.darili.com.
Üst sınıflara geçtikçe okul ve bahçesi artık bize dar gelmeye başlamıştı, hatta
bütün köy, sosyal bilgiler derslerinde Türkiye haritasını aşmıştık ve dünya
haritası üzerinde tartışıyor olmuştuk artık, buluş ve hipotezlerimizde artmaya
başlamıştı. Şimdi olduğu gibi o zamanda dünyanın merkezinin darılı köyü
olduğunu söylemiştim, sen dahil kimse inanmamıştı.
İspat etmemi istermisin? Eline bir dünya haritası al,
güneyden kuzeye uzanan bir çizgi çek, sonrada doğudan batıya uzanan ikinci bir
çizgi daha, iki çizginin kesiştiği yer darılı köyü. (denedin
olmadı ise yanlış yapıyorsun demektir www.darili.com.
tekrar denemelisin) Hep aynı şekilde ders çalışmanın
monoton ve tek düze olmasından sıkılıp çeşitli alternatifler denerdik, yine
bunlardan birinde evin çatısında çalışmayı denerken aşağıdaki oyunun cazibesine
dayanamayıp oyuna katılıp sonunda da okul çantasını çatıda unutarak eve
döndüğümüzü, sabahta hatırlayamayarak iki gün okula defter-kitap olmadan
gittiğimizi de biliyorsun değilmi. Okula gelen
müfettişi sağlık personeli zannedip, aşı korkusuyla arka pencereden kaçıp
teftişe katılmadığımızı ertesi günde cezayı hak ettiğimizi de unutmadım. Hatırlıyormusun? bir gün oyundan
yorulup eve dönerken susuzluğumuzu gidermek için çeşmeden su içtiğim esnada
arkamdan N.G. teyzenin yüksek sesle “suyunu çabuk iç” diye söylenmesinden
korkup, refleks olarak dengemi bozup çeşmenin havuzuna çantamla birlikte düştüğümü
ve eve geldikten sonrada kıyafetlerimle birlikte defter ve kitaplarımı da
çamaşır ipine serdiğimi. Herkes çocukluğunu yaşamıştır, ama darılıda çocuk
olmak ve çocukluğunu doyarak yaşamak başkadır ve yaşadıklarını ruhuna
nakşetmekte, geldiği yeri unutmadan. Darılı köyü ilkokulunda böyle başlayan
tahsil hayatım hala devam etmektedir sevgili hemköylüm
www.darili.com. sana yine yazacağım ve her yıl olduğu
gibi temmuzda seni yine ziyaret edeceğim inşallah.
|