ALBÜM

EDEBİYATIMIZ

Odalarımız

DARILI SÖZLÜK

Atasözlerimiz(Tıkla)

Oğuz Destanı ‘Beyrek

Darılım

Hıdırınşiri

Gurbette Ezan

Hollandadan

Selam

Sevdim Seni

HATIRALAR

Tatlı Anılar

İlkokul Hatıralarım

DarılıdaÇocuk Olmakmış

EMAİLLER

OKUL YILLIĞI

HABERLER

İLANLAR

KÖŞE YAZARLARI

ANKET

 

 

      EDEBİYAT SAYFAMIZ     EDEBİYAT  SAYFAMIZ

 

 SEVDİM SENİ

www.darili.com/edebiyat

 

ADSIZ ziyaretçimizin yazısı

--Merabalar www.darili.com uzun zaman oldu seninle hasbihal etmeyeli, sana gelemesem de, sana yazamasam da aşığın “kalpten kalbe bir yol vardır görülmez, gönülden gönüle gider yol gizli gizli” dediği gibi, kalbimiz ve gönlümüz hep sana akar dil gizli gizli. Bugün yine eski fotoğrafları tıklattım ve henüz okulla tanışmadığım yıllarda, okul bahçesinde çekilmiş siyah-beyaz fotoğraftaki abi ve ablalarımı tanımaya çalıştım. Bu çaba içerisinde pek çok hatıralarımda sanki yeni yaşanmış gibi canlandı belleğimde. Neden çocukluğa ait her hatıra, her olay akıllarda canlılığını uzun süre koruyor, o yaşlarda her şeyi safiyane ve temiz düşündüğümüz için mi? Kalp temiz, dimağ temiz, ruh temiz ondan mı acaba? Karşılık beklemeden çıkar düşünmeden yaşadığımız için mi? Okulla ilk tanışmam abimlerle okul bahçesindeki erikleri toplarken olmuştu, okula gitmediğim için de hakkım olmadığını düşünmüştüm o zamanlarda. Okula yeni öğrenci kaydı yapmak için gelen öğretmenin yedi yaşına gelenleri kayıt yapıyoruz demesiyle hissettiğim sevinç, şu an yaşamışım gibi taze zihnimde, kayıt yapılınca artık o erikleri yemeye yasal hak kazandığımı düşünmüştüm, şimdi çok komik geliyor değilmi www.darili.com. Okula kayıt yapıldıktan kısa süre sonra siyah önlük üzerine taktığım beyaz yaka ile sanki zafer kazanmış komutan edasıyla okul yolunda yürüdüğümün tatlı hatırası kaldı şimdi. O zaman kim bilebilirdi ki, yıllar içinde önlüğümün ve saçlarımın okul yakası gibi beyazlaşacağını. Okula başlamadaki o heyecan ve sevinç hala tüm canlılığını koruyor hafızamda. Okulların açıldığı gün iki derslikli okulun dersliği büyük olanında yerlerimizi almıştık ama anlayamadığım bir şeyler vardı, abim benden önce başlamıştı okula ama aynı sınıftaydık, hele hele ablamında aynı derslikte olması şaşkınlığımı iyice artırmıştı. Hepimiz hem kardeşiz hem aynı derslikteyiz ama her birimiz üç sıra halinde hizalanmış sıraların her birinde oturuyorduk, neden aynı sırada ve yan yana değil? önce bir anlam veremedim, ama öğretmenin; bahçeye bakan tarafta cam kenarındaki sıraya birinci sınıflar oturacak, orta sıraya ikinci sınıflar ve en sağ sırayada üçüncü sınıflar oturacak demesiyle kafamdaki problemi çözmüştüm. Üç sınıf aynı derslikte okula devam edecektik. Daha sonraki yıllarda her yıl sınıfı geçmeme rağmen kariyerim aynı derslikte sadece yarım metre yer değiştiriyordu. Öğretmenin ders anlatırken, çocuklar şimdi dersi ikinci sınıflara anlatıyorum birler ve üçler kendi derslerine çalışsınlar beni sadece ikiler dinlesin uyarılarınıda tüm tazeliğiyle hatırlıyorum şimdi. Birkaç hafta okula devem ettikten sonra her geçen gün tenefüsler derslerden daha zevkli hale geliyordu gelmesine ama ters bir durum var gibiydi bana göre. Dersler yarım saat tenefüsler on dakika, Sormuştum kendi kendime neden dersler uzunda tenefüsler kısa? aslında tersi olmalıydı diye düşünmüştüm, dersler on dakika tenefüsler yarım saat olmalıydı. Günün birinde yetkili olduğumda bu inkilabı gerçekleştirmeyi hedeflemiştim o zamanlar. Dersliklerin o havası ve yaşadıklarım hala hatıralarımı süslüyor, kurşun kalem ve silgilerin kokusu hala burnumda, kalem açacağının (kalemtraş) kullanırken çıkardığı ses de kulaklarımda hala. Haşlanmış kurufasulyelerden harfleri tuturmaya çalışmamızı ve kendi çabamızla abakus yapışımızı da hatırlıyormusun www.darili.com. Okulda kantin yoktu tenefüslerde bir şeyler yemek ve içmek fırsatımız yoktu ama dersten sıkılınca tuvalet bahanemiz çok olurdu. Elektriğin olmadığı yıllarda akşamları gaz lambasının kendine has aydınlığında, bir metre çapında ekmek tahtası üzerinde dört kardeş ders çalıştığımızı, çalışmaktan sıkıldığımızda da oyun çıkarmak için- ya da kavga çıkarmak için- oflayıp, püfleyip lambayı söndürdüğümüzü de unutmadım hala. Okula gitmenin heyecanıyla farkında olmadan mevsimlerde çabuk değişiyordu ve hava şartlarıda zorlaşıyordu, kış mevsimi iyiden iyiye kendini hissettiriyordu. Küresel ısınmanın henüz gündemleri meşgul etmediği zaman olacak ki yağan kar’ın çokluğu evlerin yüksekliğine ulaşırdı. Okula gitmekte bu şartlarda haliyle zorlaşırdı, zordu ama şimdiki kadar da zor değildi, okul servisi yoktu, trafik yoktu, trafik kazası yoktu o zamanlar, kar yağdı diye okul da tatil olmazdı, olmazdı olmasına ama, hadi kar neyse okul yolunda demirayakların(-yiğit lakabıyla anılır-) köpeğine, zaten çok az olan etimden bir parça koparttırmadan geçmeye çalışmanın da tatlı hatırası kaldı şimdi. Kış mevsimi gelirde kızak yapmadan, kaymadan yaşanırmı hiç, dünyanın ünlü kayak pistlerine taş çıkartacak ziraat’ın kuzey cephesindeki buz tutmuş kar tabakasının üzerinde sınırsız kayak alanını kaç kez çıkıp kayarak inmişizdir kimbilir. Elektrik yok, televizyon, bilgisayar, internet cafe yok, e-maille haberleşmek yok, messenger yok, chat yok, sinema, telefon, cep telefonu, atari ve tetris yoktu o zamanlar, sadece pilli radyolar vardı, dünya çok büyüktü yani, arkadaşlarla buluşmak için cepten mesaj yazamazdık, parolalı ıslıktan sonra oyuna katılmak isteyen herkes çeşmenin başına gelirdi zaten, kontörsüz mesaj, yani elektronik yoktu elektromanyetik radyasyon da yoktu, aldığımız doğal radyasyonun zararlı etkisini de azaltmak için bilmeden çok-çok yoğurt yerdik o zamanlar. Çocuk parkı, luna park yoktu, çarpışan otolar yoktu, dönme dolap yoktu “tatilya” yoktu, bisikletimiz bile yoktu, ama kendi hayal dünyamızda kurup gerçekleştirdiğimiz oyunlar vardı. Rulmandan (bilyalı teker) yaptığımız tornet-kay kay-vardı, yine küçük rulmanları kullanarak tahtadan yaptığımız ve adını koymadığımız modelin, yıllar sonra metalden yapılmış şeklinin karşımıza skooter olarak çıktığı oyuncağımız vardı. Patent alma yasasını bilmiyorduk o zamanlar, Emin ol ki www.darili.com dünyada ilk skooter darılıda yapılmıştır. Okul bahçesinde iki dönümlük alanda (iki bin metrekare) çelik-çomak oynarken, çomağı en uzağa atıp sonrada kaleye olan uzaklığını saymak için aynı alanda minicik adımlarımızla yaptığımız kilometrelerce yolun hatırası var şimdi. Eski lastiklerden çıkarttığımız fitilleri sopanın ucuna bağlayıp kırbaç yaptıktan sonra topaç-vızık- çevirirken çıkan vızırtı sesini de unutmadım hala. Saklambaç, yakan top, futbol, güvercin taklası vardı oyunlarımızda. Yüzme havuzu ve Aqua park yoktu o zamanlar ama derinöz vardı, patılayan vardı, yüzme öğrendiğimiz doğal havuz ve doyasıya eğlendiğimiz çamurlu kaydırak. Küçük çocuklar içinde anadan doğma yüzülen çeşmenin havuzu vardı. Yıl sonu müsamereleri, mezuniyet yemekleri yoktu o zamanlar, ama okul bahçesinde düzenlenen milli bayramlarımızda hissettiğimiz heyecan vardı www.darili.com. gözü kapalı yoğurt yeme yarışmasından yoğurt banyosu yapmış olarak çıkmanın komikliğini düşünebiliyormusun, ya kahkahalarla izlediğimiz çuvalda yürüme yarışmasını. İlk sinema filmini de siyah perdelerle camları kapattığımız büyük derslikte izlemiştik, ne yazık ki filmi hatırlamıyorum. Dersane, hazırlık kursları, özel ders alma, özel hoca, özel okul, deneme sınavları, derslerde quiz de yoktu o zamanlar öyle değilmi www.darili.com, sende bir şeyler söylesene hep dinliyorsun olmuyor ama www.darili.com. Üst sınıflara geçtikçe okul ve bahçesi artık bize dar gelmeye başlamıştı, hatta bütün köy, sosyal bilgiler derslerinde Türkiye haritasını aşmıştık ve dünya haritası üzerinde tartışıyor olmuştuk artık, buluş ve hipotezlerimizde artmaya başlamıştı. Şimdi olduğu gibi o zamanda dünyanın merkezinin darılı köyü olduğunu söylemiştim, sen dahil kimse inanmamıştı. İspat etmemi istermisin? Eline bir dünya haritası al, güneyden kuzeye uzanan bir çizgi çek, sonrada doğudan batıya uzanan ikinci bir çizgi daha, iki çizginin kesiştiği yer darılı köyü. (denedin olmadı ise yanlış yapıyorsun demektir www.darili.com. tekrar denemelisin) Hep aynı şekilde ders çalışmanın monoton ve tek düze olmasından sıkılıp çeşitli alternatifler denerdik, yine bunlardan birinde evin çatısında çalışmayı denerken aşağıdaki oyunun cazibesine dayanamayıp oyuna katılıp sonunda da okul çantasını çatıda unutarak eve döndüğümüzü, sabahta hatırlayamayarak iki gün okula defter-kitap olmadan gittiğimizi de biliyorsun değilmi. Okula gelen müfettişi sağlık personeli zannedip, aşı korkusuyla arka pencereden kaçıp teftişe katılmadığımızı ertesi günde cezayı hak ettiğimizi de unutmadım. Hatırlıyormusun? bir gün oyundan yorulup eve dönerken susuzluğumuzu gidermek için çeşmeden su içtiğim esnada arkamdan N.G. teyzenin yüksek sesle “suyunu çabuk iç” diye söylenmesinden korkup, refleks olarak dengemi bozup çeşmenin havuzuna çantamla birlikte düştüğümü ve eve geldikten sonrada kıyafetlerimle birlikte defter ve kitaplarımı da çamaşır ipine serdiğimi. Herkes çocukluğunu yaşamıştır, ama darılıda çocuk olmak ve çocukluğunu doyarak yaşamak başkadır ve yaşadıklarını ruhuna nakşetmekte, geldiği yeri unutmadan. Darılı köyü ilkokulunda böyle başlayan tahsil hayatım hala devam etmektedir sevgili hemköylüm www.darili.com. sana yine yazacağım ve her yıl olduğu gibi temmuzda seni yine ziyaret edeceğim inşallah.


   

 

 

 

 

 
 
 
 

Web Tasarım: MURAT KAYA