|
Adsız ziyaretçimizin yazısı
Merhabalar
dünyanın en güzel web sitesi “www.darili.com”, her
gün yeni bir heyecanla tıklatıyorum “www.darili.com”u,
her ayrıntıya dikkat ederek fotoğraflara bakıyorum özlemle, yeni e-mailleri
okuyorum, anında hipnoz olurcasına zaman tüneli ile o eski günlere dönüyorum.
Can bulduğum, beden ve ruhumun şekillendiği o yıllara götürüyor beni www.darili.com.
Derin düşünce ve duygulara dilıyorum. Nedendir?
insanların doğduğu topraklara olan bu ilgisi diye
soruyorum kendime. Çünkü diyorum, o topraklarda yetişmiş tahıllardan,
meyvelerden, sebzelerden aldığımız demir var, çinko var kanımızda, daha pek çok
elementler var, vitamin var, çeşitli gıdalardan aldığımız ve hala kaslarımızda
taşıdığımız proteinler var, kemiklerimizde o toprakların kalsiyumu var, o
topraklardan vücudumuzda taşıdığımız çok şey var hala, canımız var, kanımız var.
O topraklardan süzülen ve mineralle zenginleşen su dolaştı damarlarımızda. İnsan
tabiatın küçük bir örneği (eskilerin ifadesiyle misal-i
musaggarı), o toprakta ne varsa bedenimizde de o topraktan aynı oranda su
var, demir var, kalsiyum var, tuz var, mineraller var. Biyolojik pek çok madde
yanında ruh da var, manada var o topraklardan. Hani anneler evlatları için
“canımdan bir parça” derler ya, bizler; üzerindeki her şeye hayat veren o
toprakların canından bir parçayız, güçlü bir kuvvet var bizi o topraklara
bağlayan, anne ile evlatları arasındaki bağ gibi. Sanki
gizli bir güç. Şükrünü hakkıyla eda edemediğimiz nimetler var,
yüzyıllarca üzerinde yaşayan insanları doyuran, onların geçimlerini sağlayan
oldukça cömert tarlalar, bahçeler, bağlar var o topraklarda. Anaların
evlatlarına seslenişi gibi toprak anada lisan-ı hal ile, manevi bir sesle bize
sesleniyor sanki, kayıtsız kalamayacağımız o sesleniş özlem olarak tezahür
ediyor bizde herhalde.Yaşam adına tattığımız ilk
tadlar var, duygular var, anne-baba sevgisi var,
dede, (ebe)anneanne, babaanne sevgisi var, amca, (ame)hala,
teyze, dayı sevgisi var, komşu dayanışması var, hayat adına güzel olan her şey
var o topraklarda. Bayramların sevinci, düğünlerin tadı var o topraklarda. Güz
mevsiminde (sonbahar) tüm sokakları kaplayan, insanın iştahını okşayan pekmez
kokusu var o topraklarda. Zemheri ayında (20 ocak-20
şubat) dere-tepe kızak kayan çoçukların sevinç
çığlıkları var o topraklarda. Elektrik ve televizyonun olmadığı, uzun kış
gecelerinde saman sobasının ısısında lüks lambasının ışığında “oda”larda yapılan
sohbetlerin sıcaklığı var o topraklarda. Hasat zamanı buğday taşıyan at
arabalarının ve harmanda düven süren atların kişneme sesleri var o topraklarda.
Köye gelen hiç tanımadığı yabancılara “oda” sını
(misafirhane) açan onları konuk edip hizmette kusur etmeyen,
şıhı emmi, mehmet amca,
mustafa dayı, halim dayı,
veysel amca, hurşit amca,
ömer amca, mihrali amca,
hasan emmi, hasan dayı, hasan amca, nuri dayı, kadir
amca, musa dayının misafirperverliği var, kültür var
o topraklarda. Yıllarca köyün imam hatipliğini yapmış hamdi
hoca var o topraklarda. Celal amcanın bakkal dükkanından
alınan şeker sucuklarının tadı var damaklarda. İhsan amcanın un değirmeninden
gelen dişli seslerinin tıkırtısı var kulaklarda. Fedakarlık,
özveri, ferağat, çile, ızdırap,
alın teri var, gözyaşı var o topraklarda. Saygı, her şeye saygı var o
topraklarda. İnsana en çok yakışan ve insan duygularının en güzeli olan “sevgi”
var, hoşgörü var o topraklarda, kadir şinaslık var,
vefa var. Beş vakit okunan ezan sesi var, Allah (cc)
inancı, peygamber sevgisi var o topraklarda. Okul bahçesinde coşkuyla okunan
istiklal marşımızın gür sedası var o topraklarda. İnsanı saran ve derin bir
huzur veren atmosfer var o topraklarda. Dünyaya gelmemize vesile olan
atalarımızın, sevdiklerimizin kabri var o topraklarda (ruhları şad olsun). Vücut
olarak bize emanet edilen canımız var o topraklardan. Yüzlerce, binlerce
kilometre uzakta olmamıza rağmen hep aklımızın bir köşesinde köyümüz, kalbimizde
gizli sevgisi. Gurbet hiç bize vatan olurmu? Bu
ilgi, insanın topraktan gelip yine toprak olacağı
inancındanmıdır acaba? Kabristan fotoğraflarını gördüğümde darılı
küyünün kaç kez dolup mezarlığa taşındığı
geliveriyor aklıma, ve Şair’ in şiirini çağrıştırıyor
bende “Neylersin ölüm herkesin başında, kimbilir
nerde nasıl kaç yaşında, taht misali o musalla taşında bir namazlık saltanatın
olacak.” Aşığın söyledeği gibi “bir dikili taştan
gayri nem kaldı” düşüncesimi bizi
doğdumuz topraklara bağlayan acaba? Diye soruyorum
kendime. Nedir bu? Bir halk türküsünde de varya
“beni köyümün yağmurlarında yıkasınlar” diye. (“külli nefsin
zaigatül mevt” her nefis ölümü tadacaktır). Bu vücut
o toprakların bir parçası! Ve yine o topraklara dönecek, başka canlılara can
verecek. Pek çok insanın vasiyetinde vardır doğduğu topraklara defnedilmek, ona
tekrar kavuşmak, ona sarılmak, onunla tekrar kucaklaşmak, vücut bulduğu
topraklarda erimek, ebediyete intikal edip onun bağrında kalmak. Komşumuz
Irak’ta yapılan zulmü gördükçe bu topraklarda doğduğuma şükrediyorum, o
mazlumlar için, güzel vatanım ve köyümü zalimin zulmünden koruması için Allah (cc)’a
dua ediyorum. Sana yine yazacağım www.darili.com.
Hoşça kal.
|