DARILI KÖYÜ İLKOKULUNUN İLK ÖĞRENCİLERİ
TARİH: 1947
Köyümüzde ilk kez Milli
Eğitime bağlı olarak yapılan ilkokul eğitiminin başlangıcını
kaleme alan, o zaman ki eğitim şartlarını canlı tarih
olarak yaşayan, anılarını yazarak bizlerle paylaşan,
değerli büyüğümüz Avukat Faris Doğanyiğit'e teşekkür ederim.
Ziyaretçilerimizle anılarını
paylaşmak isteyen, anılarını
darili@darili.com gönderebilir.
Sevgili
Murat Darılı köyü’nün internet sitesindeki yerini görünce
çok sevindim. Böyle bir site kurduğunuz için sizlere
teşekkür ediyorum. Sitedeki okula ait bilgiler de
vermişsiniz. Bu bilgiler beni 60 yıl öncesine götürdü. Çok
duygulandım. 60 yıl önce girdiğim ilkokuldan yüzlerce
arkadaşım mezun olmuş, şimdi her biri değişik yerlerde ve
değişik işlerdedir. Kimileri de rahmetli oldu. Ortak anılar
olması nedeniyle o yıllardaki okul hayatımızla ilgili
bilgiler vermek istedim. İlkokul bizim köyde 1947 yılında
açıldı. Ondan önce köyde okuma yazma bilen birkaç kişi
vardı. Bunlar: İlköğretim müfettişi rahmetli Hamdi
Öztürk. İlkokul öğretmeni Hafız
öğretmen namıyla anılan rahmetli
Mehmet Soylu, Daha sonra Profesörlüğe kadar yükselen sn.
Hüseyin Soylu, Ortaokulu ikini sınıfa kadar okuyan sn
Dilaver Öztürk Bunlardan Dilaver
Öztürk dışındakiler köy
dışındaydı. Köyde bir mektup okutmak için Dilaver
abi aranır. Bazen de mektup
yazdırmak için Felahiye ye
gidildiği olurdu. 1947 yılı yazında
Pazaroren Köy Enstitüsünden mezun olan sn. Ahmet
Kargı köyümüze öğretmen olarak atandı.
6-15 yaş arasında kız ve erkek bütün çocukları
öğrenci olarak kaydetmiş. İlkokul binası da henüz
bitmemişti. Karakoçluoğlu
rahmetli Halilibrahim Karakoç’un
odasında(eskiden köylerde hali vakti az çok yerinde olan
aileler evinden ayrı yerde bir misafir odası bulunurdu)
geçici olarak eğitime başladık. 6-7
yaşlarındaydım. Köyün bekçisi evleri tek
tek ziyaret ederek kaydı yapılan
çocukların okula gelmesini bildirmiş. Bizim eve de gelerek;
Faris okula gidecek diye
tembihlemiş. Ben de sabahleyin tarlaya öküz götürecektim.
Pembe yengem bekçi geldi okula yazılmışsın, bu gün
gidecekmişsin dedi Beni bir telaş aldı, Okul nedir, İlkokul,
ortaokul lise nedir bildiğimiz yoktu. Bir yıl önce hocaya
dua öğrenmek için gitmiştik. Duyduğumuza göre yeni açılan
okul eski hoca okuluna benzemiyordu. Ziyaret dağının
arkasındaki tarlaya giderken okulun önünden geçtim. Büyüklü
küçüklü tüm arkadaşlar toplanmaya başlamıştı. Dönüşümde eve
uğradım Evde Menduh ağabeyimin
okuma öğrenmek için aldığı alfabeyi yengem bez çantaya
koydu, koluma takarak okula vardım. Çocuklar teneffüse
çıkmıştı. İçimizde bizden yaşlı çocuklar vardı. Alfabeyi
biri elimden çekip aldı, basit bölümlerini okumaya başladı.
At at, tut
tut kaya topu at. diye
okudu. Ben bunu iyice kafama yerleştirdim. Zil çalınca içeri
girdik. Öğrencilerin bir kısmı taşların üzerine uzatılmış
tahta kalaslar üzerine, bir kısmı da evden getirilen keçi
postları üzerinde yere oturmuşlardı. Öğretmenimizin bir
masası dahi yoktu. Sınıfta gezinerek ders anlatıyordu.
Ertesi gün öğretmen bizleri boy hizasına göre ikişerli
sıraya koyarak yeni okula götürdü. Okulun çatı kiremitleri
taşınacakmış. Öğleye kadar onları
taşıdık.Yeni okulumuz epey büyüktü.İki sınıfı birde
işliği vardı.İşlik atölye benzeri genişlikte bir yerdi.
Burada demircilik, marangozluk, duvarcılık vs. gibi sanat
öğrenecekmişiz. Fakat Köy Enstitüleri kapatıldığı için bu
tür sanatları öğreten öğretmenler de yetişmediğinden
sanatsal eğitim yapılamıyordu. Bu işlikler de boş kaldı. Biz
nazari eğitime devam ettik. Bir iki ay sonra eksikleri
tamamlandığından yeni okula taşındık. Hatırladığım kadarıyla
okulumuza 65 tane öğrenci kaydedilmişti. İçlerinde
14-15 yaşlarında kız erkek
öğrenciler bulunuyordu. Kız öğrencilerinden yaşı büyük
olanların çoğu gelmiyordu. Öğretmen bu öğrencileri
göndermeleri için velilerine bildiriler gönderse de bir
kısım kız öğrenciler hiç gelmedi. İsmini buraya
yazamadıklarımız okula gelmeyen öğrencilerdir. Çünkü okula
gelmeyen bu arkadaşları şimdi tam
hatırlamıyorum.Burada yazılı olan bir kısım kız
öğrenciler de ikinci ve üçüncü sınıftayken okulu terk
ettiler. İkinci yıl köyümüze aslen Kozan köyünden olan
rahmetli Hüsrev
Keçeli’de öğretmen olarak
atandı. Birinci sınıfları okutuyordu. Biz ikinci sınıf
olmuştuk. Yine Ahmet öğretmen okutuyordu. Artık okuma
yazmayı öğrenmiştim. Askerdeki abiyime
mektup yazabiliyordum. Bazı kelimeleri yanlış yazıyormuşum.
Abiyim de askerde okuma yazma
öğrenmişti. Mektubu kendisi yazmaya başlamıştı. Yazısı
bozuktu. Bir kısım kelimeleri yanlış yazıyor, kelimeler
okunmuyordu. Artık okumayı öğrenmiştim. Bir gün Ziya
amcaların misafir odasının rafında; halk
hikaye kitabı, başlıklı bir kitap gördüm.
Halkevlerince bastırılan, genellikle köy yaşantısıyla ilgili
hikayeleri içeren bir kitaptı.
İçinde Antepli Şahin, gibi Antep savunmasında
kahramanlıkları ile bilinen kahramanın
hikayesi de anlatılıyordu. Ben bunu odada bulunan
yaşlı amcaya okudum. Çok hoşuna gitti. Akşam odaya oturmaya
gelen komşulara bu hikayeleri
dinlemelerini istedi. Önce itirazlar oldu. İt kurt
hikayesi mi dinleyeceğiz diye
itiraz edenler hikayeleri dinledikçe kendi yaşantılarını
yakından anlatan bu hikayeleri çok sevdiler ve tekrar
tekrar okuttular. Hele bir
hikaye onları çok etkiledi.
Hasret kavuşturan; adlı bu hikayede
köyden Adana’ya çalışmaya giden
bir grup kişinin yaya gittikleri bu uzun yolda aç kalmaları,
mısır tarlasından birkaç mısır aldıkları için dövülmeleri,
daha sonra Adana’da uzun yıllar kalıp içlerinden sadece
birinin trenle dönüşünü (hasret kavuşturan da tren oluyor)
ve köyde annesi ve babasının ölmüş evlerinin de yıkılmış
olduğunu, kendisini kimsenin tanımadığını sadece karabaş
köpeğin tanıdığını vs. anlatan hikaye onları çok
etkilemişti. Battal Gazi ve
Seyreti
hikayelerini her kış dinlediklerinden bıkkınlık
getirdiğinden halk hikayeleri daha çekici gelmişti. Dördüncü
sınıfa geçtiğimiz yıl Hüsrev
öğretmen ayrıldı. Havuz öğretmen (rahmetli Mehmet Soylu)
köyümüze öğretmen olarak atandı ve bizi dördüncü sınıfta
okuttu. Biz kışın okula gider, yazın ise bahçede, tarlada
ailemize yardım ederek çalışırdık.Boş
kalmazdık.Yaşımıza göre bostan bekleme,at yayma(at otlatma),
azık götürme,tırmık çekme(biçilen ekinlerin yerini tırmıkla
toplama), tırpanla ekin biçme ve çift sürme, vs. gibi her
türlü işleri gücümüz yettikçe yapardık.İlkokulu bitirdikten
sonra Boğazlıyan’a ortaokula kaydolduk.Bizim köyden 17 çocuk
ortaokula gidiyordu.İkişer üçer ev tuttuk. Ben birinci sene
akrabamız olan bir ailenin yanında kaldım. İkinci yıl
amcamın oğlu rahmetli Mürsel,
halamın oğlu Nurettin ile ev kiraladık. Rahmetli
büyükannemiz Nazife Ebemiz de
yemeklerimizi yapması için yanımıza getirmiştik.
Nazife ebemiz yanımıza gelmeden
önce bir ay süreyle kendi başımıza kalmıştık. Köyden
getirdiğimiz nevaleler bitmeye yüz tutmuş, paramız da
bitmişti. O gün okula giderken öğleyin ne yiyeceğiz?
diye karar kara düşünüyorduk.
Öğlen olmuş okul dağılmış biz okul bahçesinden çıkıyorduk,
yine öğleyin ne yiyeceğiz diye düşünürken karşıma rahmetli
babam çıkıverdi. Bu bir hayal değildi. Gördüğümüz gerçekti.
Babam atını okulun çıkış kapısının karşısındaki ağaca
bağlamış elleri cebinde gözleri kapıda bekliyordu. Otuz km.
öteden bize ekmek getirmişti. Bizi görünce gülümsedi. Dünya
bizim olmuştu. Babacığım imdadımıza yetişmişti. Nur içinde
yatsın.
DARILI KÖYÜ
İLKOKULUNUN İLK ÖĞRENCİLERİ TARİH: 1947 OKUL
NO:
ADI VE SOYADI
Bu bilgiler hafızamda
kalanlardır. Herhangi bir kaynaktan alınmamıştır. Bu sebeple
İsmini hatırlayamadığım arkadaşlardan özür dilerim.
Saygılarımla.22.12.2006.
Avukat
Faris Doğanyiğit Adres.
Orduevi arkası. Avukatlar iş hanı 6/601.
Kocasinan. Kayseri
Telefon:0352 231 3961.;iş)
E-mail:
farisdoganyigit@hotmail.com